Çağımızda bilim ve teknoloji alanında baş döndürücü bir değişim yaşanmaktadır. Bu hızlı değişim bilgide hızlı bir artışa ve bazı alanlardaki var olan bilgilerin üç - beş yıllık kısa bir sürede güncelliğini yitirmesine neden olmuştur. Bu durum toplumsal yaşamın bir çok alanında da değişimi zorunlu kılmıştır. Günümüzde bilgiye ulaşabilen, ulaştığı bilgiyi kendi yapısına uydurabilen, buna yenilerini katabilen ve bilgileri yayan toplum ya da kişiler güçlü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, günümüz toplumlarının gereksinimi olan insan profili artık değişmiş, farklılaşmıştır (SCANS, 1991; TÜSİAD, 1999). Küreselleşme, bilim ve teknolojideki gelişmeler günümüz toplumlarının gerektirdiği insan gücü profilini belirleyen temel etmenler olmuştur. Başka bir deyişle, toplumlar artık, "kendini geliştiren" ve "yaşam boyu öğrenme" becerilerine sahip bireylere gereksinim duymaktadır.
Öğretimin artık eğitim kurumlarıyla sınırlı olmadığı, yaşam boyu öğrenmenin zorunlu olduğu günümüz toplumları, bireylerinin ve toplumlarının gereksinimlerini yeniden sorgulamak zorunda kalmışlardır. Bu bağlamda, yaşam boyu öğrenme becerilerine sahip bireylere gereksinim duyulmuştur.Yaşam boyu öğrenme, bireylerin eğitim ve öğrenme sürecini hayatlarının belli bir bölümüne sıkıştırmanın aksine; evde, işte, her yerde ve bütün yaşam boyu sürecek bir süreç haline dönüştürmektedir. Yaşam boyu öğrenme, aynı zamanda temel becerilerin güncellenmesi yoluyla kişilere ikinci bir fırsat yaratabilmek ve daha ileri düzeylerde öğrenim imkanları sunmak anlamına da gelmektedir.
Yaşam Boyu Öğrenme, Avrupa Topluluğu içerisinde, "Bilgiyi, yeteneği ve yeterliği geliştirmek amacıyla, kişisel, vatandaşlık ve sosyal hayatla ilgili olan perspektif içerisinde, hayatın her anında üstlenebilen tüm öğrenme aktiviteleri" olarak tanımlanmaktadır.
Okul öncesi dönemden, emeklilik sonrasına kadar, her çeşit kabiliyeti, ilgiyi, bilgiyi ve yeterliği edindirir ve günceller. Bilginin gelişmesini ve her vatandaşın bilgiye dayalı topluma katılmasını, geleceğini daha iyi kontrol altına almasını sağlayacak yeterliğin gelişimini teşvik edecek programlar açar. Boş zamanla ilgili yetenek geliştirme gibi geleneksel olmayan öğrenciyi de kapsar; daha ileri düzeyde öğrenme imkanları sunar. Böylece fırsatlar, gerçekten öğrenmeye istekli potansiyel kişinin ihtiyaçlarına ve maksatlarına uygun hale getirilir.
Ülkemizin nüfusunun büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ve bu gençlerin büyük çoğunluğunun işsiz ve umutsuz olduğu bilimsel bir gerçektir. Bu, ülkemizde potansiyel kişi çok demektir. Medeniyetin beşiği olan Anadolu'nun, bu toprakların evlatlarının hepsi, tek tek çok büyük potansiyeldir.
Yaşam boyu öğrenim, kişisel ve sosyal amaçlı öğrenimin yanı sıra çalışma amaçlı öğrenimi de kapsamakta ve resmi eğitim sistemlerine ilişkin pek çok alanda yer almaktadır. Yaşam boyu öğrenim, insana ve bilgiye daha çok yatırım yapma, dijital okuma yazma da dahil olmak üzere temel bilgi ve becerilerin kazanılmasını teşvik etme, esnek ve yenilikçi öğrenme fırsatlarını genişletme anlamına gelmektedir.
Amaç, Avrupa genelinde tüm yaş gruplarındaki insanların yüksek kalitedeki öğrenim olanaklarına ve çeşitli öğrenim deneyimlerine eşit ve açık biçimde erişim sağlamalarını kolaylaştırmaktır. Bu vizyonun gerçekleştirilmesinde eğitim sistemleri kilit rol oynamaktadır.
Avrupa Birliği'nde mevcut ekonomik ve sosyal değişimin derecesi, bilgi tabanlı topluma hızlı geçiş ve Avrupa'nın yaşlı nüfusundan kaynaklanan demografik baskılar, yaşam boyu öğrenim kapsamında eğitime yeni bir yaklaşım getirilmesini zorunlu kılan etmenlerdir. Bu etmenler çerçevesinde, Lizbon (Mart 2000) ve Stockholm'de (Mart 2001) düzenlenen Konsey toplantılarında yaşam boyu öğrenim konusuna büyük önem verilmiştir. Söz konusu Tebliğ, 19-20 Haziran 2000 Feira Avrupa Konseyi'nde alınan özel karardan hareketle hazırlanmıştır. Tebliğ'de yaşam boyu öğrenim "Bilgi, beceri ve yeterliliği arttırmak amacıyla, kişisel, toplumsal ve istihdam perspektiflerinde yaşam boyu süren tüm öğrenim aktiviteleri" olarak tanımlanmaktadır.
Bu sebeple yaşam boyu öğrenim şu alanları kapsamaktadır: Okul öncesi dönemden emeklilik sonrası döneme kadar tüm yetenek, ilgi, bilgi ve nitelikleri kazanma ve yenileme. Böylelikle her vatandaşın bilgi tabanlı topluma uyum sağlayabilecek bilgi ve yeterliliği geliştirmesini ve sosyal ve ekonomik hayatın her alanına aktif katılım sağlamasını teşvik ederek kendi geleceğini daha iyi kontrol edebilmesini olanaklı hale getirmek.
Tüm öğrenim çeşitlerine önem verme (Resmi öğrenim: örneğin üniversite eğitimi; resmi olmayan öğrenim: örneğin iş yerinde edinilen mesleki beceriler ve gayri resmi öğrenim: örneğin anne babaların çocuklarından ICT (Bilgi ve İletişim Teknolojileri) öğrenmeleri veya arkadaşlarıyla beraber bir müzik aleti kullanmayı öğrenmeleri.)
Öğrenim olanakları tüm vatandaşlara sürekli bir biçimde sağlanmalıdır. Pratikte bu durum, her vatandaşın, yaşantısının her aşamasında, kendi ihtiyaç ve ilgilerine uygun öğrenim yollarına sahip olması anlamına gelmektedir. Öğrenimin içeriği, öğrenime erişim yolları ve öğrenimin nerede gerçekleştiği öğrenen kişiye ve bu kişinin öğrenim gereksinimlerine bağlıdır. Yaşam boyu öğrenim aynı zamanda temel becerilerin güncellenmesi yoluyla kişilere ikinci bir fırsat yaratabilmek ve daha ileri düzeylerde öğrenim imkanları sunmak anlamına da gelmektedir. Sunulan imkanların öğrenen kişiye uygun olarak düzenlenebilmesi için bu imkanları sağlayacak olan sistemin de açık ve esnek olması gerekmektedir.
Modern anlamdaki devletlerin kurulmasıyla eğitim ve öğretim işleri devletin asıl görevi hâline gelmiştir. 19. yy.dan başlayarak belirli yaş grupları zorunlu olarak okullarda eğitim ve öğrenme sürecine sokulmuşlardır. Ancak geçen yüzyılın ortalarından itibaren bilinenlerin yeni nesillere aktarılması olarak görülen eğitimin yetersizliği konusunda görüşler dile getirilmeye başlanmıştır. Çünkü bilim ve teknolojinin hızla gelişmesiyle bir insanın ortalama ömründe çok büyük değişikliklere neden olan yenilikler ortaya çıkmıştır. Bu koşul altında insanların çocukluklarında öğrendikleri şeyler yaşamlarının geri kalan kısmında geçerli ve yararlı olmayacaktır.
Alfred North Whitehead 1931 yılında bu durumun farkına varmıştır. "Artık insanların gençliklerinde öğrendikleri şeylerin onların yaşamları boyunca kullanmaları savı geçersiz hâle gelmiştir." Bugün çok önemli değişimlerin meydana gelme süresi bir insanın ömründen daha kısadır. Bundan dolayı yapılacak eğitim insanları olabilecek yeni koşullara hazırlıklı olmalarını sağlamalıdır. Bu nedenle eğitim artık yaşam boyu sürekli araştırma süreci olarak tanımlanmak zorundadır. Ve böylece herkes için (hem yetişkinler hem çocuklar) en önemli öğrenme öz yönetimli araştırma becerileri kazandırarak nasıl öğrenileceğinin öğrenilmesidir.
1972 yılında toplanan UNESCO eğitimin geliştirilmesi komisyonunda, eğitimin yaşam boyunca süren bir etkinlik olduğu kararına varılmıştır. Eğitimin insanları henüz olmayan bir topluma hazırladığı belirtilmiştir.
1972 yılı UNESCO uluslar arası eğitim komisyonu önerileri: 1. Eğitimi okul yaşı ve okul binaları ile sınırlamak yanlıştır. 2. Eğitim, hem okul eğitimini hem de okul dışı eğitimi kapsayan tüm eğitsel etkinliğin temel bileşeni olarak düşünülmelidir. 3. Eğitsel etkinlik daha esnek olmalıdır. 4. Kısaca eğitim yaşam kadar uzun bir varoluşsal süreklilik olarak tasarlanmalıdır.
1973 yılında OECD tarafından yayınlanan Yaşam Boyu Öğrenme için bir strateji adlı raporda küresel ekonomi ve rekabet ortamında meslekî hareketlilik ve kişisel öğrenmeyle ilgili olarak Yaşam Boyu Öğrenme gerekli görülmüştür.
Yaşam boyu eğitim ile Yaşam Boyu Öğrenme kavramları arasında fark bulunmaktadır. Yaşam Boyu Öğrenme kavramında, eğitimsel gelişimiyle ilgili sorumluluk kişinin kendisine verilmektedir. İstihdam edilebilir bireyler için kişi bir müşteri gibi eğitim ve öğretim pazarından kendi gereksinimlerine uygun eğitimi bireysel sorumluluğunu kullanarak seçer.
UNESCO'nun 1996 yılı raporunda ise yaşam boyu eğitim kavramı kullanılmaya devam etmiştir. Bu kavram Fransızca orijinalinin çevirisidir. Yaşam boyu eğitim, mevcut eğitim sistemini yeniden yapılandırmayı ve eğitimle ilgili olup da eğitim sisteminin dışında kalan tüm potansiyeli geliştirmeyi amaçlayan genel bir düzenlemedir.
Burada bulunan bilgiler Milli eğitim Dergisi 2002 yılı 155-156. sayılı Avrupa Birliğinde Yaşam Boyu Öğrenme belgesinden alınmıştır.
Daha fazla bilgi için tıklayınız: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/155-156/akbas.htm
Hızla artan bilgi ve gelişen teknoloji bireylerin eğitim ihtiyaçlarını artırmıştır. Teknolojik yeniliklerin ortaya çıkma sıklığı artmış, üretim ve hizmet sektöründe kısa periyotlarda teknolojiler değişir hâle gelmiştir. Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler toplumsal, kültürel, siyasî ve ekonomik alanlarda devrim niteliğinde değişikliklere neden olmaktadır. Bu hızlı dönüşüm Avrupa kıtasında bulunan ülkelerin diğer güçlü devletler karsısında gücünü muhafaza etmek ve dünya siyasetinde daha etkin olmak amacıyla bir araya gelmelerine neden olmuştur. 0lk başlarda ekonomik bir birliktelik olarak görülen Avrupa topluluğu daha sonraki yıllarda kültür, eğitim gibi sosyal konularda da ortak projeler geliştirmeye başlamıştır. Geliştirilen proje ve politikaların tespitinde genel olarak aşağıda verilen genel hedefler dikkate alınmaktadır.
• Bilgi toplumuna uyum
• Rekabet gücünün yükseltilmesi
• İnsan gücünün serbest dolaşımı
• İstihdamın artırılması
AB 1990'lı yıllardan sonra komisyon kararlarıyla ve projeler yoluyla eğitime özel bir önem verilmiş ve üye ülkelerden bu kararları hayata geçirmeleri istenmiştir. AB eğitim konusunda ülkelerin eğitim programlarına direkt olarak müdahale etmemektedir. Daha çok eğitim sistemlerinin genel sorunlarıyla ilgili projeler geliştirmektedir. Ayrıca AB, üye ülkelerin eğitim sistemleri hakkındaki bilgileri kısa aralıklarla toplayarak üye ülkelerin eğitim sistemlerinde meydana gelen değişmeleri de takip etmektedir.
Birliğin eğitim konusunda üzerinde önemle durduğu konu ise yaşam boyu öğrenmedir. Bu konuyla ilgili AB komisyonunun 1995 yılında Öğrenen Topluma Doğru adlı çalışması bulunmaktadır. 1996 yılı ise yine komisyon kararıyla Avrupa Yaşam Boyu Öğrenme yılı olarak kabul edilmiştir. 2000 yılında ise yeni bir bildiri yayımlanmıştır.
AB'nin eğitimle ilgili diğer projelerinde de Yaşam Boyu Öğrenmeyle ilgili amaçlar ve uygulamalar bulunmaktadır. Avrupa Birliğinde meslekî eğitim alanına yönelik olarak yürütülen Leonardo da Vinci programının dayanaklarından birkaçı yaşam boyu öğrenmeyle ilgilidir. Ayrıca programın önceliklerinden birisi, bilgi toplumuna ilişkin araçları kullanarak Yaşam Boyu Öğrenmeye katkı sağlamaktır.
AB'de hazırlanan strateji ve projeler tüm üye ülkelerle ortak yürütülmekte ve finansmanı sağlanmaktadır. Yaşam Boyu Öğrenme daha çok istihdam, issizlik ve okul sanayi is birliği gibi konuları kapsamaktadır. Bunların yanında dil öğrenimi, dışlanmışlıkla mücadele gibi amaçları da bulunmaktadır.
Yaşam Boyu Öğrenme konusunda politikalar, kararlar, stratejiler ve projeler geliştirilmiştir. Türkiye'de AB'nin Yaşam Boyu Öğrenme ile ilgili karar ve politikalarının bilinmesi gelecekte eğitim alanında meydana gelecek uyumu kolaylaştıracaktır. Bu çalışma ile AB'de Yaşam Boyu Öğrenmenin amaçları, öncelikli hedef kitlenin kimler olduğu, uygulamaların sonuçları verilerek, ilgililere kaynak sağlanmış olacaktır. Ayrıca AB'de Yaşam Boyu Öğrenme kavramının nasıl anlaşıldığı teori ve uygulama boyutlarında neler yapıldığı aday ülke olan Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir.
Burada bulunan bilgiler Milli eğitim Dergisi 2002 yılı 155-156. sayılı Avrupa Birliğinde Yaşam Boyu Öğrenme belgesinden alınmıştır.
Daha fazla bilgi için tıklayınız: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/155-156/akbas.htm
Ülkemizde eğitim, toplumsal ve ekonomi politikası hedeflerini gerçekleştirme de Yaşam Boyu Öğrenmenin önemi bilinmekte ve uzun süredir bunu destekleyici önermeler özellikle ekonomik alanda yapılmaktadır.
Küreselleşme sürecinde dünyada değişen koşullara uyum, rekabet, insan kaynaklarının geliştirilmesi, küresel piyasanın dinamik olarak izlenmesi, örgüt yapılarında esneklik ve maliyet kontrolü gibi önemli olgular olarak yaşamımızı etkilemektedir.
Küreselleşme hızı, serbest ticaret, mevcut nüfus yası, değişen is koşulları gerek ülkemizde gerekse gelişmiş ülkelerde benzeri görülmemiş problemleri de beraberinde getirmektedir.
İş alanlarının dağılımı değişmekte, beceri sahibi olmadan yapılan işler yok olmaktadır. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkelerinde, her yıl yaklaşık % 18 oranında işçi işini kaybetmekte ve işini koruyabilmek için daha fazla bilgi ve beceriye ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca süregelen geleneksel yapıya karşılık devletler ve işverenler Yaşam Boyu Öğrenme edebiyatı yaparak, artan işsizlik, ücret adaletsizliği, rutin ve riskli işleri göz ardı ederek öncelikle işçilerin ise alınabilirlik niteliklerine daha esnek bakabilmektedirler. Prof. Frank Coffield "Yaşam Boyu Öğrenme' gelecek yılların eğitim politikasının en önemli konusu olacak." demişti. Blair, 1998'de "Eğitim sahip olduğumuz en iyi ekonomi politikasıdır." diyerek Meslek edinme ve yeniden eğitim almanın önemine değinmiştir.
Gerçek şudur ki 'Yüksek ve sürekli işsizlik, düşük ücret çalışan nüfusun önemli bir bölümünü oluşturmakta ve toplum içinde risk grubunu oluşturmaktadırlar. Onlara zamanında ve etkili bir çözümle yaklaşılması zarurî hâle gelmiştir.
Niçin 'Süregelen iş geleneği' değişime uğradı? Bunu irdelediğimiz zaman karsımıza çıkan hususları söyle sıralayabiliriz: 1. Küreselleşme: Yeni bilgi ve iletişim teknolojisi uzmanlaşmayı da her geçen gün çalışma gündemine taşımaktadır. 2. Demografik gelişme: Gelişmiş ülkelerde çalışan kesimin yaş oranının yüksekliğinin, gelişmekte olan ülkelerde ise yeni yetişen neslin ülke nüfusunun P'sinin üstünde olmasıdır.
Çalışmanın yapısal değişim geçirmekte olduğu ortadadır. Peki, yapılması gereken nedir? Bireylerin her bilgi ve beceri birikimini yenilemesine ihtiyaç vardır. Kilit cümle "Yaşam Boyu Öğrenmedir".
Bireyin sürekli öğrenmeye açık olması için öğrenme heyecanını hissetmesi gerekmektedir. Öğrenmeye isteklilik, okul yıllarında alınan eğitimle edinilir.
Eğitimin bütün kademelerinde fizikî alt yapı ve insan gücü eksikliklerinin devam etmesi eğitimin kalitesini olumsuz etkilemektedir. Genç bir nüfus yapısına sahip olan ülkemizin 2000 yılı itibariyle nüfusu 65.3 milyon civarındadır. 0-14 yas grubu nüfusun % 30'unu teşkil etmekte 15-64 yas grubu nüfusu % 64'ünü teşkil etmektedir.
Bu durumda, herkese eğitim ve öğretim imkânı sunabilecek ortamın yaratılması yüksek öğretime geçişte yığılmaların önlenmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ve etkin bir yönlendirme sisteminin kurulmasına ilişkin düzenlemelerde yetersiz kalınmıştır.
Eğitim sistemi dışında kalan çocukların tamamının çıraklık eğitim kapsamına alınması sağlanamamıştır. Örgün ve yaygın eğitimin dışında kalan çocukların sosyal ve ekonomik yönden uygun olmayan şartlarda çalışması, bunların ruh ve beden sağlıklarını olumsuz yönde etkilediği gibi insan kaynaklarının da verimsiz kullanımına neden olmaktadır.
Ülkemizde eğitim, herkes için Yaşam Boyu Öğrenme yaklaşımıyla bilgiye ulaşma yol ve yöntemlerini öğreten etkin bir rehberlik hizmetini içeren eğitimin tüm evrelerinde yatay ve dikey geçişlere imkân veren, piyasa meslek standartlarına uygun, üretime dönük, yetki devrini esas alan istisnasız tüm öğrenciler için fırsat eşitliğini gözeten bir sistem bütünlüğü içerisinde yeniden düzenlenmektedir.
Meslekî teknik eğitim programlarının meslek standartlarına dayalı olarak çalışma hayatı ile işlevsel iş birliği içinde geliştirilmesi zorunludur. Çünkü, hızlı teknolojik değişimle birlikte, belki de 2010 yılında geçmiş kariyerler yok olacak ve gençler için bilmediğimiz şu anda mevcut olmayan iş alanları açılacaktır.
Stick-shiff'le gelen çalışma düzeninde uzmanlık büyük gayretler sonucunda ulaşılabilecek öğrenimi ve eğitimi gerektirecektir. (Claxton, 1999)
Yeni teknolojilerin, ekonomik gelişmelerin beraberinde getirdiği gerçekler meslek edindirme aşamasında gençlere gerek okul hayatında gerekse yaşam boyu öğrenmeyi yeterince güdelemektedir. Ancak, imkânsızlıklar nedeniyle yeterli eğitim alamayan, ailevî ve kişisel problemleri veya ilâç bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklar yüzünden okumayı sevmeyen yüzlerce genç ve yaslı bireyin yeniden öğrenmeye güdülenmesi gerekmektedir. Hızlı zaman akışı, çağı yakalama ve dünya ile birlikteliği koruma ve işsizliğe çözüm yolları arayışı, bireyleri öğrenmeye yeniden güdüleyen etken olmaktadır.
Burada bulunan bilgiler Milli eğitim Dergisi 2002 yılı 155-156. sayılı Yaşam Boyu Öğrenmede Motivasyonun Önemi belgesinden alınmıştır.
Daha fazla bilgi için tıklayınız: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/155-156/colakoglu.htm
Toplumda Yaşam Boyu Öğrenme anlayışının benimsenmesini esas alan her türlü yaygın eğitim imkânı geliştirilecek, özellikle üniversiteye girmeyen gençlere kısa yoldan beceri kazandırma ve meslek edindirme faaliyetleri artırılacak, mahallî idarelerin, gönüllü kuruluşların ve özel sektörün bu konudaki faaliyetleri özendirilecektir.
Uluslar arası çalışmalarda görüldüğü gibi hiçbir faktör tek başına eğitimin başarıya ulaşmasını sağlayamaz. Andy Green, 1997, tarafından yapılan eğitim araştırmasında çıkan sonuçlara göre;
"Şimdiye kadar göstergelerde yer alan hiçbir veri, gerek sınıf sayısı, eğitim harcamaları, seçilmişlik, gruplara ayırma politikası, öğretme stilleri, bazı konuların öğrenilmesinde gereken zaman, sonuçları itibarıyla ülkelerin başarısını sistematik olarak etkilemektedir. Çeşitli ülkelerde eğitim süreci sonunda gelinen nokta, ülkelerin kendi iç dinamiklerinde eğitimi etkileyen faktörlerle ve diğer toplumsal meselelerle ilgilidir. Eğitimde başarılı olduğunu ileri süren ülkelerde, öğrenme kültürü gelişmiştir. Eğitim sistemleri bireylere fırsat tanıyan ve onları motive eden, herkese açık, is piyasasını ve toplumu motive edecek ödüllendirici yapıda plânlanmıştır. Beklentilerini kurumsallaştıran çalışma stratejilerine oturtturan, ulusal programı öğrenme, öğretme, değerlendirme metotlarını sağlıklı yapıya ulaştırarak öğretim materyallerini profesyonelce üretme yolunu seçip sınıf ortamında öğrenciye etkileşimli bir yaklaşımla sunan eğitim sistemine sahiptirler. Geleneksel okul yapısı içinde didaktik öğretimle bireysel ve yaratıcı eğitimin yeterince sağlanamadığı görülmektedir.
Hem Doğu ülkelerinde hem de Batı ülkelerinde, erken çocukluk devresinden başlamak üzere öğrenenlerin istediği gibi kendi değerini, heyecanını veya sorunlarını deneyimleyebileceği bir öğrenme ortamı hazırlanmalıdır. Çocuklar okul öğreniminden ayrılmadan önce "öğrenmeyi öğrenmek" isteğine ve kendini organize edebilme konumuna gelmiş olmalıdırlar. Öğrenmenin özünde Yaşam Boyu Öğrenme yatmaktadır. Trier ve Peschar'e, 1995, göre çapraz programlama da yeterliği sağlayan problem çözme, mukayeseli düşünme, iletişim, demokratik değerler, politik süreçleri anlama, algılama ve kendine güvenmedir.
Pek çok ilkokul öğrencisi, okuma, yazma, aritmetik vb. temel becerileri kazanarak okulda ve sonraki yaşamda başarı sağlamaya çalışır. Ancak, gerçek olan sudur ki; halihazırda bulunan programlara göre daha esnek, bireysel öğrenime yönlendiren, yeni teknolojileri iyi kullanan meslekî-öğretim ile akademik öğrenme arasında eşitliği sağlayan eğitim ve öğretim programlarına ihtiyaç vardır. Birçok ülke meslekî öğretim ile akademik öğretim arasında köprü oluşturmaya çalışmaktadır. Öğrenme isteğinin sürekliliği eğitim sisteminin fonksiyonunu çeşitlendirme de birleştirici bir rol oynamaktadır.
Burada bulunan bilgiler Milli eğitim Dergisi 2002 yılı 155-156. sayılı Yaşam Boyu Öğrenmede Motivasyonun Önemi belgesinden alınmıştır.
Daha fazla bilgi için tıklayınız: http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/155-156/colakoglu.htm


Copyright © 2013 superetut.com - her hakkı saklıdır. Kullanım Koşulları / Gizlilik ve Güvenlik / Yardım Merkezi / İletişim